Madende 300 Ölü!

Heeeey Çağdaş Eczacılar…

Sol Nerede ?

Ecz. İ. Nabi Altunay

Ağlıyor adam televizyonda: “Evladım…., oğlum öldü benim, hayatım bitti!”

Spiker şaşkın, ne yapacağını bilemiyor. Mikrofonu başkasına verecekken, adam son bir gayret kısık sesle haykırıyor:

”Şeker hastasıyım, bir bacağım yok ama ölene kadar bu işi takip edeceğim. Ben eski bir madenciyim. Eskiden ustabaşım “Sınıf bilinci olmayan, sınıf mücadelesi nedir bilmeyen, başına gelen her şeyi hak eder.” derdi. Onlar, bizi sol-devrimci düşünceyle tanıştırdı, ama bizimkiler şimdi nerede?”

 

Bizimkiler şimdi nerede?

Programı öylesine izlerken, birden ateş batı yüzüme. Bir şamar gibi indi bu sözler suratıma.

“Sol” nerede? Devrimcilersolcular nerede?

Uğruna nice acılara katlandığımız, asıldığımız, işkencelerde yok edildiğimiz o düşünceyi, “sömürüsüz, sınıfsız, özgür, eşit, kardeşçe bir yaşam”ı bundan daha haklı, daha yüksek sesle haykıracağımız bir gün olabilir mi?

Taşeronluktan beter, rödovans denilen aşağılık bir sömürü düzeni…

Hiçbir yasaya bağlı değilsin. Hiçbir kanuni müeyyide, sorumluluk yok. Denetim, suret-i haktan..

Devlet diyor ki, mülkiyetindeki kamu işletmesini peşkeş çektiği ticari şirkete:

“Yeter ki bana en ucuz kömürü çıkar. Merak etme, hepsini ben alacağım. Seçim zamanı oylarını satın alacağım yoksullara dağıttığımda, bir o kadar da benim yandaşlarım nemalanacak.”

Hani övünüyor ya yandaş holding yetkilisi : “Ton başına 140 dolar maliyeti nasıl da 1/5’ine (28 dolar) indirdim?” diye.

Neyin pahasına dersiniz dostlar?

Şuan için 284 ölünün, belki de günlerdir söylemeye çekindikleri 400-500 madencinin canı pahasına olmasın? Hepsi de bir ana-baba evladı, bir eş, bir baba olan onca emekçinin hayatı pahasına?

Artık unuttuk belki dostlar ama bilirsiniz, kapitalizmin; sermayeyi yeniden üretmek için tek düsturu vardır:“Maksimum kar” ..

Onun içindir işte, işçilere nefes bile aldırmayan yani değişimin dışarıda değil ocak içinde olduğu 3’lü vardiya sistemi, biçilen işçi ücretleri ve sıfırlanan güvenlik tedbirleri…

Görünürdeki tetikçilerin ötesinde bilinmelidir ki, onca canımız sermayenin işte bu doymak bilmez kar hırsı nedeniyle toprağa gömüldü.

İnanmayacaksınız belki ama, İLO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) standartlarına bile uymayan, alçakça bir sömürü düzeni var bu ülkede. Pakistan ve Afganistan dışında bu sözleşmeyi henüz imzalamayan 3. ülkeyiz.

Ne mi olurdu peki imzalasaydık?

  • Günlerce yetecek su ve gıdayla dolu “Kaçış Odaları” olacak,
  • Patladığı iddia edilen trafolar maden içinde değil dışarıda olacak,
  • Trafolar yağlı değil, güvenlikli kuru trafo olacak,

yani belki de yüzlerce canımız yaşıyor olacaktı…

Hoş, “trafo patladı” lafına da pek inanan yok. Muhtemelen, uzmanların söylediği gibi, aslında çalışılmaması gereken bir alanda için için yanan bir kömür damarı, “daha çok kömür – daha çok para” uğruna alev aldı ve yüzlerce evin ocağını söndürdü..

Heeeey Çağdaş Eczacılar..

Yok!.. Yalnızca seçimlere bu listeyle girenlere değil, bugün kendilerine farklı isimler verseler de bu gelenekten gelen tüm arkadaşlara, yüreği hala soldan yana çarpanlara sesleniyorum..

Siz, ton başına 8 ölü ile dünyanın uzak ara en acımasız, en vahşi kömür üretiminin yapıldığı ülkenin insanlarısınız…

Küresel sermayenin neoliberal politikalarına boyun eğmiş, ulusal kaderini, geleceğini, emperyalizmin bölgesel politikalarına bağlamış, faşizmin giderek azgınlaşan bir saldırganlıkla emekçi halkları ezdiği bir ülkenin eczacılarısınız….

Üstelik giderek yoksullaşan eczacılar..

Değil mi ya?

Emek-sermaye çelişkisi, bitmek şöyle dursun daha da derinleşmedi mi? Bizi de almadı mı sarmalına yavaş yavaş?

Heeey bizimkiler…

Düzenin katlettiği onca emekçi toprağa verilirken, size anımsatmak isterim:

“Çağdaş Eczacılar” adı gökten zembille inmedi. 1970’lerin emperyalizme ve faşizme karşı mücadele geleneğinin bir ifadesidir bu tanımlama.

Bir demokrat duruş, bir devrimci kültürdür..

Özgür-Bağımsız-Demokratik Türkiye idealinin ta kendisidir.

Lafı uzatmaya gerek yok..

Oğlunu kömüre şehit veren o tek bacaklı eski madenci, acısını bal eylemiş soruyor:

“Nerede sol? Nerede bizimkiler?”

Ben de soruyorum: Neredeyiz arkadaşlar? Nerelere savrulduk?

“Kaçış odaları” madencileri kurtarır da, sığındığınız limanlar, küçük evleriniz sizleri kurtaramaz..

Kardeşçe yaşayacağımız, özgürlükçü-eşitlikçi-demokratik bir Türkiye’yi hep birlikte inşa etmek…

Bu sorumluluktan kaçılabilir mi?

Bulunduğumuz her alanda bu kollektif bilinci yeşertip, o birlikteliği sağlamak…

Hasılı, yeniden sol’” a sahip çıkmak..

Bu bizim kaderimizse, söyleyin dostlar ülkenin de geleceği değil mi?

Not: Bir sonraki yazımda, bu konuya yönelik bir tartışma platformuna olan ihtiyacı dile getireceğim.

 

3121 Toplam okunma 4 Bugün okunma